TARİHTEN GÜNÜMÜZE ERMENİ MESELESİ
TARİHTEN GÜNÜMÜZE ERMENİ MESELESİ
A)Ermeniler Hakkında Genel Bilgi
Anadolu’nun Türkler tarafından fethinden sonra burada yaÅŸayan Ermeniler için yepyeni bir dönem açılmıştır. Hıristiyan alemi Ortaçağın karanlığı ile boÄŸuÅŸurken, İslam dünyası insani deÄŸerlerin güzelliklerini yaÅŸamakta, hakimiyeti altındaki insanlarda , bu hoÅŸgörü ortamından en üst seviyede yararlanmaktadırlar. Böyle bir dönemde Türklerle tanışan Ermeniler Anadolu’da Selçuklu idaresinde ve 19. yüzyılın ikinci yarısının sonlarına kadar da Osmanlı idaresinde huzur ve güven içinde varlıklarını, dil, din ve kültürlerini sürdürmüÅŸlerdir. İstanbul’un Fatih Mehmet Sultan tarafından fethinden sonra Bursa’dan, İstanbul’a getirilip yerleÅŸtirilen Ermeniler Bizans idaresinde sahip olmadıkları dini hürriyetlerine kavuÅŸmuÅŸlardır. Ermeniler diÄŸer azınlıklardan daha fazla Türklerle kaynaÅŸip, anlaÅŸarak Osmanlı Devletinin güvenini kazanmışlardır. Tarım, ticaret, kuyumculuk gibi iÅŸlerle uÄŸraÅŸip zenginleÅŸen Ermeniler, Türklerden daha rahat bir hayat sürmüÅŸlerdir.1856’dan sonra yüksek devlet memurluklarına ve elçiliklere atanan Ermeniler, milletvekili ve hatta bakan bile olmuÅŸlardır. Osmanlı Devleti de Ermenileri, devlete baÄŸlı unsurlar olarak görmüÅŸ ve Ermeniler devlet yöneticilerince Millet-i Sadıka (Sadık Millet) olarak isimlendirilmiÅŸlerdir. Nitekim Osmanlı Devleti egemenliÄŸinde yaÅŸayan diÄŸer Hıristiyan unsurlar hep ayrılıkçı hareketlere giriÅŸtikleri halde, Ermeniler bu doÄŸrultuda en son harekete geçen etnik unsur olmuÅŸlardır.
B)I. Dünya SavaÅŸi Öncesi Ermeni Meselesi
Balkanlarda Osmanlı Devletine baÄŸlı çesitli etnik unsurların ayrılıkçı faaliyetleri, milliyetçilik ruhu Ermenileri de etkilemiÅŸtir. Ancak devlet tarafından kendilerine Millet-i Sadıka denilen bu etnik unsurun Osmanlı devletine karÅŸi isyan noktasına gelmesinde Rus ve İngiliz kışkırtmalarının rolü büyüktür.18. yüzyılın baÅŸlarından itibaren sıcak denizlere inme politikasını benimseyen Rusya, bir türlü politikasını gerçekleÅŸtirememiÅŸtir. Bu da Rusya’yı sıcak denizlere inme politikasını gerçekleÅŸtirmede Ermenileri bir araç olarak kullanmaya itmiÅŸtir. DoÄŸu Anadolu’da Rusya kontrolünde kurulacak bir Ermeni Devleti, Rusların doÄŸu Akdeniz’e ve Basra Körfezine inmelerini saÄŸlayabilirdi. Bu noktadan hareketle Rusya, Balkanlar’da Osmanlı tebaası olarak yaÅŸayan Slav kökenli unsurları kışkırtarak, Osmanlı’ya karÅŸi batıda oluÅŸturduÄŸu baskıyı, doÄŸuda da Ermenileri kullanarak oluÅŸturmayı düÅŸünmüÅŸtür. Rusya’nın bu çabalari boÅŸa gitmemiÅŸ, Rusların etkisinde kalan Ermeniler 1862’de Zeytun’da 1863’de de Van’da ilk ayaklanma giriÅŸiminde bulunmuÅŸlardır. 1860’dan itibaren hızla örgütlenmeye baÅŸlayan Ermenilerin teÅŸkilatlanmasında din adamlarının rolü büyük olmuÅŸtur.
Balkanlardaki ve DoÄŸu Anadolu’daki faaliyetlerinin semerisini kısa bir süre sonra gören Ruslar; Osmanlı Devletine karÅŸi yöneltecekleri bir saldırıda Balkanlardaki Slav kökenli unsurların ve Kafkasya’daki Ermenilerin desteÄŸini elde etmiÅŸlerdir. Tabi bu hizmetler karÅŸilığında Rusya, DoÄŸu Anadolu’da yaÅŸayan Ermenilere muhtariyet verilmesini saÄŸlayacaktır. Bu plan 1977-88 Osmanlı-Rus SavaÅŸi’nda uygulanmıştır. Bu savaÅŸta Osmanlı kuvvetleri yenilince, Ruslar batıda İstanbul önlerine, DoÄŸuda da Erzurum’a kadar ilerlemiÅŸle, Ermeni PatriÄŸi aracılığı ile “ya DoÄŸu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan kurulmasını, ya da bu bölgenin Rus kontrolüne alınmasını” istemiÅŸlerdir. SavaÅŸtan sonra Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Ayastefanos AntlaÅŸması’nın 16. Maddesi ile Osmanlı Devleti Ermeniler lehinde yenilikler yapacak, Rusya’da bu düzenlemelerin güvencesi olacaktır. Bu antlaÅŸmanın uygulanması halinde Rusların güneye inme imkanı bulacağını anlayan İngilizler, Ayastefanoas AntlaÅŸmasını Berlin AntlaÅŸması ile deÄŸiÅŸtirerek, Rusya’nın güneye inmesini olduÄŸunca önlemek istemiÅŸlerdir. Berlin AntlaÅŸması yalnız Ermeniler lehinde yenilikler yapılmasını öngörmektedir. Bu durum muhtariyet bekleyen Ermenileri hayal kırıklığına uÄŸratmıştır. Ancak Ermeniler muhtariyet kararını çikartamamis olsalar da, kendilerine ÅŸimdi İngiltere gibi yeni ve güçlü bir koruyucu bulmuÅŸlardır.
1877-78 Osmanlı-Rus SavaÅŸi’na kadar bölgede zayıf bir Osmanlı Devleti’nin varlığından yana bir politika izleyen İngilizler, bu savaÅŸtan sonra politikalarını deÄŸiÅŸtirerek, Osmanlı Devleti’ni yıkma politikalarını uygulamaya koymuÅŸlardır. DoÄŸu Anadolu’da İngiltere’nin himayesinde oluÅŸturulacak bir Ermeni Devleti, Bu İngiliz politikasının gerçekleÅŸmesinde faydalı olabilecektir.
Berlin AntlaÅŸması ile umduklarını bulamayan Ermenilerin, 1870 ve 1880’li yıllarda teÅŸkilatlanma ve ayaklanmalarında artış görülmüÅŸtür. Çünkü II. Abdülhamit’in Berlin Konferansının Ermenilerle ilgili kararını yürürlüÄŸe koymaması, Ermenileri amaca ulaÅŸmak için tek yolun ÅŸiddet kullanılması olduÄŸu anlayışına yöneltmiÅŸtir. Bu nedenle de 1877-78 tüm dünya tarihçilerinde Osmanlı Devleti’nde bir Ermeni meselesi çikisi açısından dönüm noktası sayılmaktadır. Ermeni terör hareketlerini organize eden Hınçak ve TaÅŸnak Komitelerinin kurulması da bu tarihten sonra gerçekleÅŸmiÅŸtir. TaÅŸnak komitesinin 1892 yılındaki toplantısında Türkiye’deki Ermenilerin silahlandırılması, Türk devlet adamlarına karÅŸi suikastlar planlanması ve büyük bir silahlı ayaklanma için hazırlık yapılması kararı alınmıştır. Ermenilerin bu karar doÄŸrultusundaki çalismalari Osmanlı hükümeti tarafından yakından takip edilmiÅŸ, olayların büyümeden engellenmesine çalisilmistir. Ancak Osmanlı Devleti’nin bu tutumu Avrupa’da ve Rusya’da hoÅŸ karÅŸilanmamış, hükümetin aldığı kararları bir soykırım gibi algılamak isteyen İngiltere, Rusya ve Fransa 1895’te Osmanlı Devletine bir nota vererek, Berlin AntlaÅŸmasında söz konusu olan Ermenilerle ilgili düzenlemelerin gerçekleÅŸtirilmesini istemiÅŸlerdir. Osmanlı Devleti’nin bu notayı, iç iÅŸlerine müdahale olarak deÄŸerlendirip, ciddiye almamasıyla Ermeni komitalarının isyanları yeniden hız kazanmıştır. İkinci Sason İsyanı, II. Abdülhamit’e yönelik Yıldız suikasti bu dönemde gerçekleÅŸtirilmiÅŸ Ermeni terör olaylarıdır.
II. MeÅŸrutiyet’in ilanından sonra yönetimde etkili olan İttihatçılar, Ermeniler lehine ılımlı bir tutum sergilemeye baÅŸlamışlar, hürriyetin her sorunu çözecegine inanmışlardır. Ancak Ermeniler hürriyetin saÄŸladığı ortamdan da yararlanarak, kendi ayrılıkçı emellerini gerçekleÅŸtirme doÄŸrultusunda çalismaya devam etmiÅŸlerdir. Nitekim 1909 Adana isyanı, Müslümanlarla, Ermeniler arasında karÅŸilıklı çatismaya dönüÅŸmüÅŸ ve çok sayıda Ermeni bu olaylarda hayatını kaybetmiÅŸtir. Olaylar batıya abartılı olarak ve Türkler aleyhinde intikal ettirilmiÅŸtir. Avrupalıların müdahalesinden korkan İttihatçılar, batılıları tatmin etmek için soruÅŸturma baÅŸlatıp, Ermenileri deÄŸil de, Ermeniler karÅŸisında kendilerini savunan Türkleri bulup cezalandırma yoluna gitmiÅŸlerdir. Bu suretle II. Abdülhamit devrinde nispeten kontrol altına alınıp, geri plana itilmiÅŸ Ermeni meselesi yeniden alevlendirilmiÅŸtir. Ermeni komitaları bu tarihten itibaren yurt dışındaki faaliyetlerini de yoÄŸunlaÅŸtırmıştır. Ermeniler, I. Dünya SavaÅŸi’nın baÅŸladığı sırada Osmanlı Devletine karÅŸi yine iki yüzlü tutumlarını sürdürmektedirler. Patrikhane ve Ermeni komitaları, Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletlerine karÅŸi I. Dünya SavaÅŸina girmesi halinde, hükümete sadık kalma kararı almışlardır. Aldıkları bu kararla hükümete güven verirken, kendi amaçları doÄŸrultusunda doÄŸacak muhtemel bir fırsatı da, en iyi ÅŸekilde deÄŸerlendirmek üzere bütün hazırlıklarını tamamlamaya çalismislardir. Osmanlı Devleti seferberlik ilan ettiÄŸinde hemen harekete geçen Ermeni komiteleri, bütün ÅŸubelerine ÅŸu direktifi vermiÅŸlerdir: “Türk ordusu ile Rus ordusu arasında savaÅŸ baÅŸladığında silahlı Ermeni çeteleri cephe gerisinde harekete geçerek, Türk ordusunu iki ateÅŸ arasında bırakacaktır. Türk ordusunda silah altında olan Ermeni asıllı askerlerin kaçabilenleri, silahlarıyla birlikte çetelere katılacaklar, kaçmayı baÅŸaramayanlar ise İtilaf Devletleri lehinde casusluk yapacaklardır”. İşte Osmanlı Devleti’nin I. Dünya SavaÅŸi’na katılmasından sonra içerideki Ermeniler, alınan bu karar doÄŸrultusunda İtilaf Devletleri lehine casusluk yapıp, onlardan aldıkları emir doÄŸrultusunda hareket ederlerken, Osmanlı sınırları dışındaki Ermenilerde İtilaf devletleri tarafından silahlandırıldıktan sonra intikam alayları kurarak, Kafkasya ve İran sınırında toplanmaya baÅŸlamışlardır.
C)I. Dünya SavaÅŸi Sırasında Ermeni Meselesi-Tehcir
1915’te DoÄŸu cephesinde artan Ermeni olayları yüzünden, Osmanlı Devleti’nin Rusya ile cephedeki savaÅŸi sürdürmesi hemen hemen imkansızlaÅŸmıştır. Osmanlı Devleti’nin patrikhaneyi uyararak olayları sona erdirmeleri, aksi takdirde etkin tedbirler alınmak zorundan kalınacağı uyarısı da sonuç vermemiÅŸtir. Uyarıların dikkate alınmadığını gören Osmanlı yönetimi komite merkezlerini kapatıp, çeteleri dağıtmaya çalismistir. Ancak olaylar hiçbir biçimde önlenememistir. Bunun üzerine iktidardaki Talat PaÅŸa Hükümeti 14 Mayıs 1915’te Ermenileri savaÅŸ ortamından uzaklaÅŸtırmak için “Tehcir Kanunu” çikartmistir. Bu kanunla hükümet emirlerine ülke savunmasına ve güvenliÄŸin saÄŸlanmasına karÅŸi hareket edenlerin, diÄŸer önlemlerle durdurulamaması halinde fert fert veya toplu biçimde zorunlu olarak baÅŸka bölgelere göçe tabi tutulması uygun görülmüÅŸtür. Kanunla bölgedeki komutanlara büyük yetkiler tanınmıştır.
Tehcir Kanunu baÅŸlangıçta sadece DoÄŸu Anadolu Bölgesindeki Ermeniler için çikarilmistir. Ancak 1915’te Çanakkale SavaÅŸları sırasında İngiliz ve Fransız donanmalarının Çanakkale önlerine geldikleri sıralarda ve gerekse aynı tarihlerde Sinop’un Ruslar tarafından bombalanması sırasında Ermenilerin yurt genelinde yaptıkları taÅŸkınlıklar, sorunun sadece DoÄŸu Anadolu’ya has bir sorun olmadığını göstermiÅŸ ve tehcirin yurt genelinde uygulanmasına karar verilmiÅŸtir. Yerlerinden alınarak, en yakın demiryolu istasyonuna kadar taÅŸinan Ermeniler, buradan trenlere bindirilerek Suriye ya da Kafkasya’da ki savaÅŸ alanı dışındaki Osmanlı topraklarına götürülüp, yerleÅŸtirilmiÅŸlerdir. Alınan bütün tedbirlere raÄŸmen, bu zorunlu göç sırasında istenmeyen sorunlar yaÅŸanmıştır. Türklere karÅŸi silahlanmış ve daÄŸa çikmis Ermeni çeteleri göçü engellemek için , göç konvoylarına saldırmışlar, konvoydaki Ermenilerinde harekete geçmesiyle, güvenlik güçleri ile Ermeniler arasında silahlı çatismalar gerçekleÅŸmiÅŸtir. DoÄŸal olarak pek çok insan hayatını kaybetmiÅŸtir. Bu olaylar özellikle 1960’lardan sonra dünya kamuoyuna Türklerin Ermenilere yönelik bir toplu soykırımı olarak anlatılmıştır. Oysa bu olaylarda ölen Türk sayısı, Ermeni kayıplarından daha fazladır.
Bu olayı 1.5 milyon Ermenin öldürülmesine yönelik bir soykırım olarak deÄŸerlendiren Ermeniler. T.C.’nden üç istekte bulunmaktadırlar. 1) 1915’deki olayın Ermenilere yönelik bir soykırım olduÄŸunu T.C.’nce kabul edilmesi 2) Bu soykırıma karÅŸilık Ermenilerin yakınlarına T.C.’nce tazminat ödenmesi 3) DoÄŸu Anadolu’da Ermenilere vaadedilmiÅŸ olan 6 vilayette Ermenilere bir devlet kurma hakkının verilmesi.
Milli Mücadele Yıllarında DoÄŸu Cephesi’nde
Ermenilerle SavaÅŸ- Gümrü AntlaÅŸması ( 3 Aralık 1920)
Mondros Mütarekesinden sonra Ermeni olayları yeni bir boyut kazanmıştır. Rus ihtilali üzerine doÄŸuda tekrar toparlanarak harekete geçen Türk kuvvetleri, DoÄŸu Anadolu’yu tamamen Rus iÅŸgalinden kurtardıkları gibi, Bakü’ye kadar ilerlemiÅŸlerdir. Rusya ile 1918’de yapılan Brest-Litovsk AntlaÅŸması ile 1977-78 Osmanlı-Rus SavaÅŸi sonunda Rusların elinde kalan Elviye-i Selase ( Kars, Ardahan, Batum) için bir halkoylaması kararı alınmışve yapılan halkoylaması sonucunda bu üç sancağın yeniden Osmanlı toprakları içerisine alınması saÄŸlanmıştır. Ancak Mondros Mütarekesi 11. Maddeinden yer alan “Osmanlı kuvvetleri İran’ın kuzeybatısında ve Güney Kafkasya’da savaÅŸtan önceki hudutlara çekilecektir” hükmü ile bu üç vilayet yeniden Türk sınırları dışında kalmıştır. O günlerde bölgede ordu komutanı olan Yakup Åževki PaÅŸa’nın çabalariyla kurulmuÅŸ olan Cenüb-i Garbi Kafkas Hükümetini dağıtan İngilizler, Kars ve Ardahan baÅŸta olmak üzere bölgeyi Ermenilere vermiÅŸlerdir.
Mayıs 1919’da XV. Ordu komutanlığına atanan Kazım Karabekir PaÅŸa, bölgedeki geliÅŸmeleri yakından izlemekte, Kars ve yöresinin kurtarılmasını planlamaktadır. İngilizlerin desteklediÄŸi Ermeniler ise, bölgedeki durumlarını güçlendirmek amacıyla yörenin Müslüman-Türk halkına akıl almadık zulümler yapmaktadırlar. Mondros Mütarekesinin 24. Maddesi de adeta Ermeniler için tasarlanan toprakların sınırlarını çizmektedir. Ancak İngiliz desteÄŸine çok güvenen Ermeniler, kendileri için düÅŸünülen bu topraklarla yetinmek niyetinde deÄŸildirler. Bu niyetlerini 1919 yılında Paris Barış Konferansına müracaat ederek ortaya koyan Ermeniler, İtilaf Devletlerinden DoÄŸu Anadolu’nun tamamının kendilerine verilmesini istemiÅŸlerdir.
İngilizlerin mütarekeden sonra Ermeniler hakkındaki düÅŸüncesi, DoÄŸu Anadolu’da A.B.D. himayesinde bir Ermeni devleti oluÅŸturmaktır. Sınırları A.B.D. BaÅŸkanı Wilson tarafından çizilecek olan Ermenistan’ın, Akdeniz ve Karadeniz’e çikis kapıları kapalı olacaktır. İngilizlerin ısrarlı tutumu üzerine A.B.D., konuyu yerinde araÅŸtırmak üzere, General Harbourd baÅŸkanlığında kalabalık bir heyeti bölgeye göndermiÅŸtir. Harbourd raporunda, “Ermenilerin DoÄŸu Anadolu’da hiçbir zaman nüfus çogunlugunu oluÅŸturmadığı, buralarda bir Ermeni Devletinin kurulmasına izin verilmesi halinde, mutlu bir azınlığın mutlak bir çogunluga hükmetmesine sebebiyet verileceÄŸi, Türklerin Ermenileri açıkça tehdit ettiklerine dair açık bir kanıta rastlanmadığı” yer almıştır. A.B.D.’nin tutumuna raÄŸmen İngilizler ve Ermeniler iÅŸlerine geldiÄŸi ÅŸekilde hareket etmeyi uygun görmüÅŸ ve Sevr AntlaÅŸmasına Ermeni Devletinin kurulmasını öngören bir hüküm konulmuÅŸtur.
Olup bitenleri daha mütareke imzalandığı günden beri kaygıyla izleyen DoÄŸu Anadolu’nun vatansever halkı, Ermeni ve Kürt tehlikesine karÅŸi Vilayet-i Åžarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetini oluÅŸturmuÅŸtu. Bölgeye komutan olarak atanan Kazım Karabekir’de Erivan Cumhuriyetine uyarıda bulunarak, Ermeni zulmünün durdurulmasını istemiÅŸtir. Kazım Karabekir PaÅŸa, Ermeni zulmünün durdurulması için, Ermenilere karÅŸi bir askeri harekatın zaman kaybetmeden gerçekleÅŸtirilmesinden yanadır. M. Kemal ise Milli Mücadele baÅŸinda Sovyetlerden alınabilecek maddi desteÄŸe, Milli Mücadele hareketinin geleceÄŸi açısından büyük önem vermektedir. Bu nedenle Ermenilere karÅŸi zamansız gerçekleÅŸtirilecek bir askeri harekat, Ermenilere destek veren Rusları kızdırıp, Milli mücadele için beklenen Rus yardımlarının gelmesini engelleyebilecektir. Türk-Sovyet görüÅŸmeleri sonucunda 24 AÄŸustos 1920’de imzalanması beklenen antlaÅŸmanın, Rusların MuÅŸ, Bitlis ve Van illerinin Ermenistan’a verilmesini istemeleri yüzünden gerçekleÅŸememesi , Rusya’dan beklenen maddi desteÄŸin saÄŸlanamaması, Ermeni zulmünün artması askıya alınmış olan askeri harekat düzenleme konusunu artık Ankara Hükümeti’nin gündemine getirmiÅŸtir.
28 Eylülde Ermenilere karÅŸi harekata geçen Türk ordusu, 29 Eylülde Sarıkamış’ı, 30 Ekimde Karsı kurtarmıştır. Hala İtilaf Devletlerinin desteÄŸine güvenen Ermeniler, 1 Kasım 1920’de T.B.M.M. hükümetinin kendilerine sunduÄŸu barış teklifini kabul etmemiÅŸlerdir. Bunun üzerine tekrar harekete geçen Türk ordusu 7 Kasımda Gümrü’ye girmiÅŸtir. Ümitlerini yitiren Ermeniler 17 Kasımda mütareke imzalamaya razı olmuÅŸlardır. GörüÅŸmeler sonunda 3 Aralık !920 Gümrü AnlaÅŸması imzalandı. Gümrü AntlaÅŸmasının ömrü kısa olmuÅŸtur. Çünkü Ruslar, 5 Aralık 1920’de Ermenistandaki TaÅŸnak hükümetini yıkarak, BolÅŸevik idaresini kurmuÅŸladır. Bu tarihten itibaren bu sorun Türk-Ermeni sorunu olmaktan çikarak, Türk-Sovyet meselesi halinde devam etmiÅŸtir. Bu arada Sovyetlerin Gürcistan’a savaÅŸ ilan etmesinden yararlanan Kazım Karabekir, Gürcistan’ın İşgali altında bulunan Ardahan ve Artvin’in boÅŸaltılmasını Gürcü hükümetinden istemiÅŸ, Türk ordusu karÅŸisında buraları ellerinde tutamayacaklarını anlayan Gürcülerde Ardahan ve Artvin’i Türk kuvvetlerine bırakmışlardır.
Ankara hükümetinin o tarihlerde doÄŸuda, Ermenilere karÅŸi kazandığı zaferi, batıda ise ilk Yunan saldırısını I. İnönü Zaferi ile sonuçlandırması, Sovyetlerin Milli Mücadeleye daha fazla önem vermelerini saÄŸlamıştır. Ali Fuat Cebesoy baÅŸkanlığındaki Türk heyeti yarım kalan Türk-Sovyet görüÅŸmelerini devam ettirmek için Moskova’ya gönderilmiÅŸtir. Bu görüÅŸmeler sonun da Sovyetlerle 16 Mart 1921 Türk-Sovyet dostluk antlaÅŸması (Moskova Ant.) imzalanmıştır. Moskova Ant. İle Sovyetler Sevr AntlaÅŸmasını tanımayacaklarını, Misak-ı Milli sınırları dahilindeki Türk devletinin varlığını kabul ettiklerini ortaya koymuÅŸlardır. Moskova AntlaÅŸmasının ardından Sovyetler Türkiye’ye hem askeri malzeme, hem de parasal yardımda bulunmuÅŸlardır. 13 Ekim 1921’de Sovyetlerle yapılan Kars AntlaÅŸmasıyla da doÄŸu sınırımız son ÅŸeklini almıştır.
Gümrü AntlaÅŸmasının Türk Tarihi Açısından Önemi
Gümrü AntlaÅŸması ile Ermenilerin DoÄŸu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurma istekleri sona erdirilmiÅŸ, bu antlaÅŸma Lozan AntlaÅŸmasıyla da onaylanmıştır. Dolayısıyla bu antlaÅŸma Türkler açısından Ermeni meselesini bitiren antlaÅŸmadır. Gümrü AntlaÅŸması ile doÄŸu sınırlarımızın güvenliÄŸi saÄŸlanmış, iyi iliÅŸki kurmayı düÅŸündüÄŸümüz Sovyetlerle, bu meselenin aramızda bir sorun oluÅŸturması önlenmis, DoÄŸu Cephesindeki asker ve mühimmatın bir bölümünün Batı Cephesine kaydırılması ve burada Yunanlılara karÅŸi kullanılması imkanı doÄŸmuÅŸtur. Ayrıca Gümrü AntlaÅŸması, Ankara Hükümetinin askeri bi baÅŸarı sonucunda yaptığı ilk siyasi antlaÅŸmadır. DoÄŸuda Ermenilere karÅŸi kazanılan bu baÅŸarı, Türk halkına moral kazandırmıştır.
Tamamen ALıntıdır


