YENİ SİSTEM YGS VE LYS

Üniversiteye girişte gelecek yıldan itibaren uygulanmaya başlanacak iki aşamalı yeni sistemde sınavın, tüm adayların katılacağı ilk aşamasında 160 soru sorulacak, 160 dakika süre verilecek. İkinci aşamada ise soru sayıları ve süreleri testlere göre farklılık gösterecek.


  YÖK Genel Kurulu toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamaya göre, sınavın birinci aşaması olan Yükseköğretime Geçiş Sistemi'nde (YGS), Türkçe, Temel Matematik (Geometri dahil), Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri testinin her birinden 40'ar olmak üzere toplam 160 soru yöneltilecek. Adaylara toplam 160 dakika süre verilecek.Sınavın ikinci aşaması olan Lisans Yerleştirme Sınavı'nda (LYS) ise soru sayıları ve süreleri testlere göre değişecek. Buna göre LYS-1 ile LYS-3'ün sınav süresi 120 dakika, LYS-2 ve LYS-4'ün sınav süresi 135 dakika, LYS-5'in soru sayısı 80, süresi 120 dakika olacak.

YGS sonucunda altı ayrı puan türü belirlenecek. Bu puan türlerinin her birinde testlerin yüzde olarak ağırlıkları farklı olacak.

Buna göre, YGS-1'de Türkçe'nin ağırlığı yüzde 20, Temel Matematik'in ağırlığı yüzde 40, Sosyal'in ağırlığı yüzde 10, Fen'in ağırlığı yüzde 30; YGS-2'de Türkçe'nin ağırlığı yüzde 20, Temel Matematik'in ağırlığı yüzde 30, Sosyal'in ağırlığı yüzde 10, Fen'in ağırlığı yüzde 40; YGS-3'de Türkçe'nin ağırlığı yüzde 40, Temel Matematik'in ağırlığı yüzde 20, Sosyal'in ağırlığı yüzde 30, Fen'in ağırlığı yüzde 10; YGS-4'te Türkçe'nin ağırlığı yüzde 30, Temel Matematik'in ağırlığı yüzde 20, Sosyal'in ağırlığı yüzde 40, Fen'in ağırlığı yüzde 10, YGS-5'de Türkçe'nin ağırlığı yüzde 37, Temel Matematik'in ağırlığı yüzde 33, Sosyal'in ağırlığı yüzde 20, Fen'in ağırlığı yüzde 10, YGS-6'da Türkçe'nin ağırlığı yüzde 33, Temel Matematik'in ağırlığı yüzde 37, Sosyal'in ağırlığı yüzde 10, Fen'in ağırlığı yüzde 20 olarak belirlendi.

YÖK, gelecek yıldan itibaren uygulamaya konulacak iki aşamalı yeni üniversiteye geçiş sisteminde, birinci aşama ''Yükseköğretim Geçiş Sınavı'' (YGS) ve ikinci aşama ''Lisans Yerleştirme Sınavı'''nın (LYS) taban puanlarının daha sonra karara bağlanacağını bildirdi.

YÖK Genel Kurul toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamada, yeni üniversiteye giriş sisteminin detaylarına ilişkin bilgilere yer verildi.

Buna göre, ikinci aşama olan LYS'nin Matematik-Fen (MF), Türkçe-Matematik (TM), Türkçe-Sosyal (TS) ve Dil puan türü gruplarının her birinden birden fazla puan türü oluşturuldu. MF puan türü grubu MF-1, MF-2, MF-3 ve MF-4, TM puan türü grubu TM-1, TM-2 ve TM-3, TS puan türü grubu TS-1 ve TS-2, Dil puan türü grubu da DİL-1 ve DİL-2 puan türlerinden oluşacak.

Puan türleri ile her bir puan türünde Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve LYS testlerinin yüzde olarak ağırlıklı dağılımları şöyle:

-MF grubundaki puan türlerine göre, MF-1'de Türkçe yüzde 11, Temel Matematik yüzde 16, Sosyal yüzde 5, Fen yüzde 8, Matematik yüzde 26, Geometri yüzde 13, Fizik yüzde 10, Kimya yüzde 6 ve Biyoloji yüzde 5; MF-2'de Türkçe yüzde 11, Temel Matematik yüzde 11, Sosyal yüzde 5, Fen yüzde 13, Matematik yüzde 16, Geometri yüzde 7, Fizik yüzde 13, Kimya yüzde 12, Biyoloji yüzde 12; MF-3'te Türkçe yüzde 11, Temel Matematik yüzde 11, Sosyal yüzde 7, Fen yüzde 11, Matematik yüzde 13, Geometri yüzde 5, Fizik yüzde 13, Kimya yüzde 14 ve Biyoloji yüzde 15; MF-4'de Türkçe yüzde 11, Temel Matematik yüzde 14, Sosyal yüzde 6, Fen yüzde 9, Matematik yüzde 22, Geometri yüzde 11, Fizik yüzde 13, Kimya yüzde 9 ve Biyoloji yüzde 5.

-TM grubundaki puan türlerine göre, TM-1'de Türkçe yüzde 14, Temel Matematik yüzde 16, Sosyal yüzde 5, Fen yüzde 5, Matematik yüzde 25, Geometri yüzde 10, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 18 ve Coğrafya-1 yüzde 7; TM-2'de Türkçe yüzde 14, Temel Matematik yüzde 14, Sosyal yüzde 7, Fen yüzde 5, Matematik yüzde 22, Geometri yüzde 8, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 22 ve Coğrafya-1 yüzde 8; TM-3'te Türkçe yüzde 15, Temel Matematik yüzde 10, Sosyal yüzde 10, Fen yüzde 5, Matematik yüzde 18, Geometri yüzde 7, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 25 ve Coğrafya-1 yüzde 10.

-TS grubundaki puan türlerine göre, TS-1'de Türkçe yüzde 13, Temel Matematik yüzde 10, Sosyal yüzde 12, Fen yüzde 5, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 15, Coğrafya-1 yüzde 8, Tarih yüzde 15, Coğrafya-2 yüzde 7 ve Felsefe Grubu yüzde 15; TS-2'de Türkçe yüzde 18, Temel Matematik yüzde 6, Sosyal yüzde 11, Fen yüzde 5, Türk Dili ve Edebiyatı yüzde 25, Coğrafya-1 yüzde 5, Tarih yüzde 15, Coğrafya-2 yüzde 5 ve Felsefe Grubu yüzde 10.

-Yabancı dil grubundaki puan türlerine göre, DİL-1'de Türkçe yüzde 15, Temel Matematik yüzde 6, Sosyal yüzde 9, Fen yüzde 5 ve Yabancı Dil yüzde 65; DİL-2'de Türkçe yüzde 25, Temel Matematik yüzde 7, Sosyal yüzde 13, Fen yüzde 5 ve Yabancı Dil yüzde 50 olarak belirlendi.

Açıklamada, YGS ve LYS sınavlarının taban puanları ve sistemin gerek duyduğu diğer hususların YÖK Genel Kurulu tarafından daha sonra karara bağlanacağı belirtildi.

Ön lisans ve lisans puan türlerinin programlara göre belirlenen dağılımının yarın YÖK'ün internet sitesinde açıklanacağı bildirildi.

ÜYELERDEN KARŞI OY

Kurul üyelerinden Prof. Dr. Fikret Şenses'in kararın bütününe yönelik karşı oy kullandığının belirtildiği açıklamada, üyelerden Prof. Dr. Atilla Eriş, Prof. Dr. Ali Ekrem Özkul ve Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu'nun da ''yerleştirme puanlarının hesaplanmasında Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanları '0.15' katsayısı ile çarpılır''kararına karşı oy kullandıkları bildirildi.

Öte yandan, ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, YÖK'te yarın düzenleyeceği basın toplantısıyla yeni sistemin ayrıntılarını anlatacak.

Kaynak: emreorhan.com

ÖSS'ye hazırlanan öğrencilere müjde

Öğrenci Seçme Sınavı'na (ÖSS) hazırlanan lise son sınıf öğrencileri, bu yıla özgü, sağlık raporu yerine velilerin yazılı izin talebi doğrultusunda toplam 25 güne kadar izin kullanabilecek.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik valiliklere gönderdiği “Özürlü devamsızlık” konulu genelgede, ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin, özürlü devamsızlıkları ile ilgili yönetmelik hükümlerinin uygulanmasında tereddüte düşüldüğü yönünde Bakanlığa bilgiler geldiğini belirtti.

Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliği'nin okula devamsızlık ile ilgili 40. maddesine işaret eden Çelik, söz konusu maddenin (b) bendinde; “Ders yılı içinde toplam 20 gün özürsüz olarak devam etmeyen öğrenciler notları ne olursa olsun başarısız sayılır” ve (c) bendinde; “Özürlü ve özürsüz devamsızlıklar ile okul yönetimince verilen izinlerin toplamı 45 günü aşamaz. Kaza, ölüm, doğal afet, yangın, gözaltına alınma, tutuklanma ve uzun süreli tedaviyi gerektiren hastalık nedeniyle yapılan devamsızlıkların özürlü devamsızlıktan sayılabilmesi için, özrün resmi kurumdan alınacak belge veya resmi/özel sağlık kurum veya kuruluşlarınca düzenlenecek raporla belgelendirilmesi ve özrü takip eden 5 iş günü içinde okul yönetimine bildirilmesi gerekir” hükümlerinin yer aldığını anımsattı.

Çelik, genelgede şunları kaydetti:
“Ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören son sınıf öğrencilerinin, yıl boyu yoğun bir çalışma temposu göstererek ÖSS'ye hazırlandıkları göz önünde bulundurularak, sınav streslerinin azaltılması, derslere motivasyonlarının sağlanması ve sınavlara psikolojik olarak daha rahat girmeleri amacıyla bu yıla mahsus olmak üzere (c) bendinde belirtilen özürlerin yanı sıra öğrenci velisinin okul müdürlüğüne yazılı olarak başvurması halinde beyan edeceği sürenin de özürlü devamsızlıktan sayılması, öğrenci ve velilerine moral kazandıracaktır.”

MEB yetkilileri, öğrencilerin “sahte” gerekçelerle rapor almalarının önlenmesi amacıyla böyle bir uygulamaya gidildiğini belirterek, velilerinin yazılı başvurmaları kaydıyla öğrencilere toplam 25 güne kadar izin verilebileceğini, bu sürenin “özürlü izin” olarak sayılacağını ifade ettiler. Öğrencilerin özürsüz olarak 20 gün okula devam etmeme hakkı bulunduğunu anımsatan yetkililer, “özürlü” ve “özürsüz” devamsızlıkların toplam 45 günü geçmeyeceğine işaret ettiler.

A.A

STRESLE BASA ÇIKMA YOLLARI

STRESLE BASA ÇIKMA YOLLARI  

Soru: Stres in tanımı nedir? 
Stres, organizmanın bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanması ile ortaya çıkan bir durumdur. Yani kişinin istek ve gereksinimlerinde bir engellenme veya kendine olan saygısında bir kayıp ya da tehdit söz konusudur. Tehdit ve zorlanmalar karsısında kişi kendini korumaya yönelik bir tepki zincirini harekete geçirme özelliğine sahiptir. Bu durum genellikle "savaş veya kaç" diye adlandırılan cevabin ortaya çıkmasıyla sonuçlanır.  
Soru: Bu savaş ya da kaç diye tanımladığımız durum bedenimizde ne gibi belirtilere yol açmaktadır? 
-Solunumu sayısı artar (bedene daha fazla oksijen sağlanır). 
-Kalp vurum sayısı artar ve kan basıncı yükselir (bedenin gereken bölgelerine gerekli kan takviyesi yapılır). 
-Kas gerimi artar (kuvvet gerektiren islere hazırlık yapılır). 
-Sindirim yavaşlar veya durur (iç organlardaki kan, kas ve beyne geçer, bağırsak ve mesane adaleleri gevşer). 
-Gözbebekleri büyür (daha fazla ışık alınarak algıyı güçlendirmeye yardımcı olur). 
-Bütün duyumlar artar (diş ortamdan daha çok haberdar olunması sağlanır). 
-Kanda alyuvarlar artar (beyne ve kaslara daha fazla oksijen taşınır). 
Stres, nedeniyle dengenin bozulması yukarıda anlatılan ve canlılığı korumaya yönelik alarm tepkisinin yaşanmasına sebep olur. Bozulan dengenin yeniden kurulması için yeni duruma uyum sağlanması gerekir. 
Soru: Bu uyumun gelişmesi nasıldır, hemen ve basarili bir şekilde bu stresle bas etmek mümkün müdür? 
Stresle nasıl bas edeceğimiz biraz sonra anlatılacak.  
Stres tepkisinin üç basamağı vardır.  
A) Alarm reaksiyonu, B) Direnç dönemi, C) Tükenme dönemi. 
A) Alarm reaksiyonu: Bu dönem, insan dişi uyarını stres olarak algıladığı durumdur. 
B) Direnç dönemi: Bu stresle yüzsüze kalmıştır araya başka stresler girmezse bahsedebilecektir. 
C) Tükenme dönemi: Stres verici olay çok ciddi ise ve uzun sürerse, organizma için tükenme basamağına gelinir. Bazen bu dönemde yeniden alarm dönemi reaksiyonları ortaya çıkar.  
Her canlının uyum yeteneği ile enerji farklıdır ve sinirlidir. 
Soru: Peki uzun süren stres ya da strese yanıt sonucunda neler gelişiyor?  
Strese karsı verilen tepkiler uzun bir zaman dilimi içinde kronik hastalıkların gelişmesine zemin hazırlar. Streslerin sıklığı ve yoğunluğu zamanı kısaltabilir. Bu hastalıklar başarısı, yüksek tansiyon, kalp rahatsızlıkları gibi bedensel hastalıklar olabildikleri gibi, psikolojik hastalıklar da olabilir.  
İnsanlar edinmiş oldukları davranış kalıplarına ve zihinsel özelliklerine göre stres karsısında psikolojik tepki olarak geri çekilme, kabullenme, karsı koyma veya korku, endişe, depresyon gibi duygusal problemler ortaya çıkabilir. 
Soru: Stres altında insanların yaptığı en sik yanlışlar nedir? 
kişi bireysel bütünlüğüne yönelen tehditlere karsı, özellikle zihinsel düzeyde basarili bir mücadele veremezse, basa çıkamadığı streslerin biriken ve yoğunlaşan etkilerin sonucu davranış düzeyine yansıyan bazı belirtileri olmaktadır. 
-Önemli veya önemsiz, daha önceden kolaylıkla verebilen kararları vermekte güçlük, 
-Alışılmış davranış biçimlerinde önemli değişiklik 
-En iyi olan değil, garanti olan seçmek 
-Uygun olmayan durumlarda ortaya çıkan öfke, düşmanlık ve kızgınlık dalgaları, 
-Sigara ve içki içme eğiliminin artması 
-Kişisel hata ve başarısızlıkları sürekli düşünmek 
-Arısı hayal kurmak, sık sık düşünceye dalıp gitmek, 
-Duygusal ve cinsel hayatta düşüncesiz davranışlar 
-Birlikte olunan kimselere aşırı güven (veya güvensizlik), 
-Alışılmıştan daha titiz veya isin gerektirdiğinden daha fazla çalışmak, 
-Konuşma ve yazıda belirsizlik ve kopukluk, 
-Nispeten önemsiz konularda aşırı endişelenme veya tam tersine gerçek problemler karsısında ilgisizlik ve kayıtsızlık 
-Sağlığa aşırı ilgi,  
-Uyku bozukluğu (zor uyuma veya gece boyu sık sık uyanma) 
Soru: Bireyin streslere açık olmasında rol oynayan faktörler nelerdir? 
Bireyin streslere açık olmasında rol oynayan iki faktör vardır. Bunlardan ilki streslerle karsılaşmanın sıklığı ve karşılaşılan stresin süre ve anlamı bakımından niteliğidir. Bireyin strese açık oluşan rol oynayan ikinci faktör streslerle basa çıkabilmek konusundaki kişilik donanımıdır. 
Soru: Stresin psikolojik yönü nedir? 
Aslında stres, onu zihninde taşıyan kişiye aittir. Hepimiz günlük, basit gözlemlerimizden, ayni olayı farklı kişilerin farklı tepki ve yaklaşımlarının olduğunu biliriz. Bu farklılık zihinsel şartlardan, sosyal şartlara kadar uzanan değişkenlerden kaynaklanır. 
Ayni kişi bir gün diş ortamdan gelen uyaranlara gülüp geçerken, bir başka gün ayni olaylara sert tepkiler verebilmektedir. Bu sebeple stres olgusu incelenirken, bireyin psikolojik özelliklerinin de ele alınması psikolojik bütünlüğünü oluşturan düşünce, duygu ve davranışlarını anlamaya, tanımaya gerek vardır. 
Stres tepkisi, ortamda ne olduğuna bağlı olarak değil, insanin olana nasıl tepki verdiğine bağlı olarak ortaya çıkar. Hissettiklerimiz esas olarak düşündüklerimiz paralelindedir. 
Üç yetişkin çocuğu olan bir babanın vefatını düşünelim. Çocuklarından ikisinin evlenmiş ve kurdukları yeni düzende hayatlarını sürdürdüklerini; diğerlerinin de evlenmeyip baba ile yasadığını düşünelim. Bu ölüm olayının, evlatlar için önemli bir stres verici durum olmasına karsın, her üç çocuğa da ayni düzeyde etkilemesi olabilir mi? 
Soru: Stresin psikolojik yönünü biraz daha açar misiniz ? 
1)Birincil değerlendirme; yaşanılan durumun algılanması ve kişi için ne anlama geldiğinin değerlendirilmesidir. Bu dönem, yaşantının anlamını keşfetme dönemidir. Bize uymayan bir şeyin olup olmadığına bakarız, durum bizi herhangi bir şekilde etkilemiyor ise nötr bir yaşantıdır, ya da bizim iyiliğimize destek oluyor bizi koruyor ise olumlu bir yaşantıdır. Stres verici olarak değerlendirmemiz için bu yaşantının bizi zedeleyeceğini, mücadeleye zorlayacağını yani tehdit edeceğini düşünmemiz gerekir. 
2)İkincil değerlendirme, Birinci aşamada kişi yaşantıyı stres verici (tehdit edici) olarak değerlendirmiş ise ikinci aşamada olayı yönlendirme ve olay ile basa çıkabilme yolları ile ilgilidir. Artık imkanları ile bu konuda ne kadar etkin olabileceğine bakar. Bu aşamada da basa çıkabilme davranımını yeterli bulamaz, eksik görülür ise Artık tam bir stres tepkisi verir. Yani düşünce, duygu ve davranış düzeyindeki yıkıcı ve olumsuz tepkiler ile birlikte, bedendeki alarm reaksiyonları devreye girer. 
Soru: Stresin Çeşitleri nelerdir? 
Stresi geçmişte doğanın getirdikleri yaratırken bugün insanin yarattıkları yaşatmaktadır. 
Bilim dilinde stres vericiler (stressors) olarak adlandırılan bu etkenler fiziksel (travma, sıcak, soğuk vb), psikolojik (duygusal gerilimler, iç ve diş çatışmalar, es sorunları vb.) veya sosyal (çevre faktörleri, kültürel değişim ve.) içerikli olabilir. 
1-Fizik çevreden kaynaklananlar: Hava kirliliği, gürültü, kalabalık, radyasyon, sıcaklık, toz, soğukluk, deprem, sel gibi doğal afetler. 
2- sosyal çevre: Is konusundan kaynaklananlar: Ağır is, gece isi, parça basına dayanan üretim, aşari yüklenme, çok hafif is, zaman baskısı altında çalışma, karar verme güçlükleriyle dolu büyük sorumluk gerektiren isler, hiçbir şekilde katkı yapmaya imkan bırakmayan isler vb. 
3-Psikolojik özelliklerden kaynaklananlar:  
Soru: Bu konuyu biraz açar misiniz? 
İnsan hayatında karşılaşılan sosyal stresler üç ana baslık altında toplanabilir. 
Günlük stresler, gelişimsel stresler, hayat krizleri niteliğindeki stresler 
a)Günlük stresler: Bunlar günlük hayatin basit gerilimleridir. Çeşitli durumlarda ve çeşitli olaylar karsısında veya kişilerin birbirleriyle çelişen amaçları, ihtiyaçları sebebiyle ortaya çıkarlar. İhtiyaç karşılanmayınca, girişim engellenince stres artar. Trafikte sıkışmak veya karşılaşılan bir terslik, bürokratik bir zorlanma, evde islerin aksaması, ağlayan çocuk, yanan yemek, istenildiği gibi daktilo edilmemiş bir yazı, isini gereken ilgi ve beceri ile yürütemeyen bir memur karsısında bekleme... Bunlar oldukça sik yasadığımız streslerden. Olayın kendi ile sinirli olan bu streslerden mutlaka korunmamız gerekir. Zira bası ve sonu belli kısa bir zaman ile sinirli olan bu olaylar hayatin bütününü asla etkilemez. 
b-Gelişimsel stresler: Gelişimsel nitelikteki olayların sebep olduğu streslerdir. Burada söz konusu olan çocuk veya yetişkinin kronolojik durumu ile ortaya çıkan gelişimlerdir. 
c) Hayat krizleri niteliğindeki stresler: Bunlar her hayatta baslı basına biçim verecek nitelikteki olayların yarattıkları streslerdir. Örneğin ciddi hastalıklar, doğum, aile bireylerinden birinin ölümü, iste çıkarılma vb. Kısacası bu tür stresler aile yapısındaki yasam kalıplarının uğradığı değişikliklerdir. Bu durumlar aile üyelerinin alışık oldukları "bireysel etkileşim kalıpları"nine hepsini veya pek çoğunu değiştirebilecek niteliktedir. 
Soru: Bu oldukça etkili streslerden belli başlıcalar nelerdir? birkaç örnek verebilir misiniz? 
Yapılan araştırmalarda en fazla strese yol açan yasam olayları olarak aşağıdakiler verilmiş. Ancak bu araştırmaların çoğu yurt dışında yapılmış araştırmalardır. Bizim memleketimizde çocuk ölümleri belki biraz daha üst sıralarda yer alabilmektedir.  
-Esin ölümü 
-Boşanma 
-Esle ayrı yasamak 
-Hapsedilmek 
-Aileden yakın birinin ölümü 
-Önemli bir kişisel yaralanma ve hastalık 
-Emekli olma 
-Bir aile üyesinin sağlığında veya davranışlarında önemli bir değişiklik 
Soru: Bu saydığımız olaylardan boşanma çocukları da etkilediği için bizi izleyenler açısından da önemli olabilir kısaca bu konuyu açabilir misiniz? 
İsler beraberliklerini sürdürmelerinin imkansız olduğunu anladıkları zaman boşanma yolunu seçerler. Boşanma karşılıklı anlaşılarak ortak bir karar olsa bile, insan hayatında birçok değişikliği de beraberinde getiren çok önemli bir stres kaynağıdır. Boşanma Holmes ve Rahe'nin ölçeğinde en çok stres veren olaylar sıralamasında -esin ölümünden sonra- ikinci sırada yer almaktadır. 
Çocukların da etkileneceği göz önünde tutulup onlara ayabilecekleri düzeyde açıklamalar yapılmalıdır. Sunu her zaman akılda tutmak gerekir ki, çocuklar en geç bir yasından başlayarak bu konuları şaşılacak kadar iyi anlarlar ve neyle meşgul görünürlerse görünsünler, kendileri için böylesine önem taşıyan bir konuda söylenen her sözü ses kayıt cihazı hassaslığı ile kaydederler. Bu nedenle kafalarını karıştıracak sorunları yanlarında tartışmamak, ve çiftlerin birbirlerini çocukların güvenini sarsacak şekilde suçlamamaları gereklidir. 
Soru: Şimdiye kadar hep streslerin olumsuzluğundan söz ettik, peki bunların hiç yararı yok mu? 
Stres genellikle olumsuz ve zararlı anlamda ele alınıp konuşulmaktadır. Halbuki bu zorlanmaların insanlığı ve insani, yenileri aratmak, çalışmak, yaratmak konusunda harekete geçirdiği bilinmektedir. Bu anlamıyla stresler bireyi ileriye götürücüdür. Çeşitli kültürlerde zorlamaların insan hayatına getirdiklerini anlatan özdeyişler vardır. 
Öğrenmek için stres gereklidir. 
Gerçekte sağlıklılığın korunması ve asama yapılması için belirli bir düzeyi asmayan stres vericilere ihtiyaç vardır. Ancak bu düzeyin kişiden kişiye büyük değişiklik gösterdiğini unutmamak gerekir. 
Soru: Bize birkaç tane yanlış inanışla ilgili örnek verir misiniz? 
1-Bir yetişkinin ailesi, arkadaşları, çevresi ve tüm tanıyanlar tarafından sevilmesi ve kabul görmesi gerekir 
2-Üzerinize aldığınız bütün islerde mutlaka o isi en iyi bilen, kusursuz yapan ve her zaman en mükemmel kişi olmanız gerekir 
3-İnsanların mutsuzluğuna ve üzülmesine sebep olan dışlarında meydana gelen olaylardır. 
4-İnsanlar çabuk kırılır ve onları hiçbir zaman incitmemek gerekir. 
5-Eğer insanlar sizi onaylamıyorsa, bu mutlaka sizin hatalı veya kötü olduğunuzu gösterir 
6-İyi ilişkiler karşılıklı fedakarlığa ve "verme" temeli üzerine kurulur 
7-Kendini düşünmek kötü ve yanlıştır 
8-Kendinizi yalnız hissediyorsunuz ve yasadıklarınızı ve duyduklarınızı kontrol edemiyorsunuz 
9-Mutluluk, zevk ve tatmin ancak başka insanların varlığı ile mümkündür ve yalnız olmak berbat bir şeydir. 
10-Kızgınlık mutlaka kötü ve yıkıcıdır 
11-Hayatin küçük zorlukları ve sorumluluklarından kaçmak, onlarla karşı karsıya kalmaktan daha kolaydır. 
KISA DÖNEM ETKİLERİ 
FİZYOLOJİK :Ör.Adale geriliminde artış, kalp vurum sayısında hızlanma, kan basıncında artış, vb. 
DUYGUSAL:Ör.Endişe, karamsarlık Kızgınlık, vb. 
ZİHİNSEL:Ör. Unutkanlık, dikkati toplayamama, vb. 
UZUN DÖNEM ETKİLERİ 
KRONİK HASTALIKLAR:Ör. Bas ağrısı, hipertansiyon kalp hastalıkları 
KRONİK ANKSİYETE VE DEPRESYON: Fobiler, kişilik değişikliği ve ruhsal hastalıklar 
DÜŞÜNCE VE HAFIZA KUSURLARI: Obsessif düşünceler, uyku bozuklukları 
SONUÇTA ÜRETKENLİĞİN AZALMASI ZEVK ALAMAMA YAKIN İLİŞKİLERDEN UZAKLAŞMA 
Kendini gerçekleştirme ihtiyacı. Kendini tanımlamak ve potansiyelini gerçekleştirmek 
Estetik ihtiyaçlar; bilmek, anlamak ve araştırmak 
Saygı ihtiyacı: başarmak, kabiliyetli olmak ve tasvip ve kabul görme 
Ait olma ve sevgi ihtiyacı: bir grubun üyesi olmak, kabul görmek ve ait olmak 
Güven ihtiyacı: emniyet ve güven hissetmek, tehlikeden uzak olmak 
Fizyolojik ihtiyaçlar: açlık, susuzluk, vb. 
Soru: Yaşanan stresler karşısında kişiler neden birbirinden farklı tepkiler verirler. Açıklar misiniz?  
Her insanin stresi algılamasında kendi bireysel faktörlerine bağlı bazı farklılıklar vardır. bazı insanların çok yoğun stres olayı olarak algıladıkları kimi olaylar bazıları tarafından o kadar önemsenmez. Bunun temelinde kişiler için yasadıkları yasam olaylarını algılayış biçimleri ve onlara atfettikleri anlam önemli bir rol oynar. 
Bu algılamayı etkileyen faktörler şunlardır;  
kişinin gelişme döneminde ya da yaşamının diğer dönemlerindeki önemli yaşantı yada deneyimleri  
Olayın olduğu sıradaki sosyal destek sisteminin yeterliliği ve varlığı (evli olması esinden yeterli destek görmesi vb.)  
Maddi yeterlilik ve sosyal güvencenin varlığı sayılabilir.  
Burada göz ardı edilmemesi gereken unsurların basında kişinin gelişimsel dönemlerindeki yaşantılar gelir. Bu dönemle ilintili kalıtsal ya da edinilmiş faktörler ( irk, cinsiyet, yas , evlilik durumu gibi sosyodemografik veriler) kişilerin strese olan yatkınlığın önemli belirleyicileri arasında sayılabilir.  
Özellikle erken çocukluk dönemindeki yaşantılar kişilerin yaşamlarının sonraki dönemlerindeki strese olan toleranslarını belirlemede önemli bir yer tutar. Erken yasta anne ya da babanın kaybedilmesi kişinin yasam boyu ruhsal durumunu olumsuz yönde etkileyen önemli bir faktördür.  
Bunlara bir örnek verirsek; annesi kendisini küçükken terk etmiş bir insanin; annesinin ölümüne verdiği tepki ile yaşamının her aşamasında onunla birseller paylaşmış ve destek görmüş bir insanin annelerinin ölümüne verdikleri tepkiler ayni olmayacaktır. Burada bu farklılığa neden olan en önemli etken geçmiş yaşantılardır.  
Yine ailesinin maddi durumu çok iyi olan, esi çalışan ve bankada kendine yetecek düzeyde parası bulunan bir kişinin isini yitirmesi ile yasadığı stresin boyutları ile ailesinin tek geçim kaynağı kendisi olan ve bütün maddi sorumlulukları kendisi üstlenmiş olan bir insanin stres düzeyleri çok farklı olacaktır. Bu örnekte kişinin maddi gücünün az olması stresin düzeyinin artmasında en önemli etken olarak görülebilir. 
Soru: Kişiler stres karsısında ne tür bas etme mekanizmaları kullanırlar? 
Stresli yasam olayları karsısında insanların verdikleri yanıtların üç bileşeni vardır: Bunlar bedensel (somatik), duygusal ve psikolojik yanıtlardır. Duygusal ve bedensel yanıtlar genelde iki türlüdür; bunlardan ilki otonomim uyarılmışlık ile birlikte görülen kaygı ve bunaltı (anksiyete tepkisi) ki bu tepkiler Biraz önce Şükrü beyin anlattığı kalp çarpıntısında artış, soluk alıp vermenin artması, göz bebeklerinin büyümesi gibi tepkilere yol açarken , diğeri azalmış fiziksel aktivite ile giden depresyon tepkisidir. Kaygı tepkisi tehdit unsuru içeren olaylara bir tepki iken, depresyon tepkisi daha çok kayıp ya da ayrılmaya bir tepkidir.  
Strese olan yanıtın üçüncü bileşeni psikolojik mekanizmaları içerir ki bu diğer iki bileşenin etkisini sınırlamaya ve olayın etkisini azaltmaya yönelik bir yanıttır. Bu yanıtla kişiler stres etkeninin yarattığı etkileri azaltmayı ve normal performansın sürdürülmesini amaçlar 
Kişilerin strese karsı kullandıkları psikolojik mekanizmaları su şekilde vurgulayabiliriz 
1. kişiler bilinçli olarak farkında oldukları stres faktörlerini ya da tehlikeleri önleyebilmek için bas etme stratejilerini kullanırlar. Bunlar uyum sağlayıcı (adaptif) ya da uyum göstermeyen (maladaptif) stratejilerdir.  
Adaptif stratejiler arasında 1. problemi çözmeye yönelik stratejiler 2. duygulara azaltmaya yönelik stratejiler vardır.  
Peki bunlar nelerdir? 
Daha öncede belirttiğim gibi kişi stres kaynağını bildiği ve farkında olduğu için problemi çözmek için su tür yolları seçebilir: 
a. başkalarından yardim isteyebilir, bilgi ve tavsiye alabilir 
b. planlar yaparak sorunu kendisi çözme yoluna gidebilir 
c. sorunla yüzleşebilir; kendi hakkini koruyabilir yada başka birinin fikrini değiştirmesini sağlayabilir. 
Kişi strese bağlı olarak ortaya çıkan duygusal yüklülüğünü azaltmak için ise; 
a. duygularını başkalarına aktararak bunların üstündeki yükünü azaltmak için uğraşabilir 
b. engelleme: problem hakkında konuşmaz, sorunu kendisine anımsatan olaylar ve insanlardan uzak durabilir 
c. olumlu değerlendirme: problemin kendisi için iyi bir sonuca neden olduğunu kabul ederek olumlu bir değerlendirme yapabilir  
d. sorunluluğu kabul yada ret etme : strese neden olan olayın sorumluluğunu kabul ya da ret ederek duygusal yüklülüğü azaltmaya çalışabilir. 
Genel olarak bu stratejiler stres faktörünün bilindiği durumlarda sorunun azaltılması ve duygusal tepkinin hafifletilmesinde faydalı olur. Ancak bu stratejilerin hepsinin her zaman uyum sağlamaya yardımcı olduğu (yani adaptif olduğu) söylenemez. Örneğin yukarıda tanımladığım engelleme stratejisinin (kişinin konuyla ilgili konuşmaması, ilgili kişilerle ilişkisini azaltması gibi) önemli fiziksel hastalıkların ilk dönemlerinde kullanılması hasta için adaptif bir savunma mekanizması değil aksine uygun tedavi arayışını geciktiren bir stratejidir. Bu yüzden bu insanların sadece bahsetme stratejilerini kullanma değil ayni zamanda hangi strateji kullanmaları gerektiklerini bilmeleri gerekmektedir. 
Bu tür adaptif savunma mekanizmalarının yanı sıra kişiler kısa vadede kendilerinin sorunlarla bahsetmelerine yardımcı olacak ancak uzun vadede önemli zorluklara neden olabilecek bazı maladaptif mekanizmalarda kullanabilirler 
Bunları kısaca sayacak olursak; 
1. alkol ve madde kullanımı 
2. kendine jilet atarak ya da çeşitli yollarla zarar verme 
3. öfkeli ve agresif davranış şekilleri gibi. 
Ağır stres faktörleri karsısında kişiler sıklıkla - çoğunluğu bilinç dışı olmak üzere- bir yada daha fazla inkar, baskılama, yer değiştirme, tepki oluşturma, regresyon vb- gibi savunma mekanizmalarından birini kullanırlar. Bu savunma mekanizmalarının kullanılma sürecinde kişilerde eğer bu savunma mekanizmaları yeterli olmazsa bazı psikofizyolojik belirtiler (anksiyete belirtileri benzeri belirtiler) ortaya çıkabilir. Bu belirtilerde bazen kişilerin farkında oldukları bas ağrısı, kas gerginliği gibi belirtiler olabilirken, bazen de lipide, BK artısı, kan sekeri düşmesi gibi belirtilerde gözlenebilir. 
Soru: Kişinin kullandığı bu savunma mekanizmalar etkili olamazsa kısa dönemde ne tür belirtiler ortaya çıkabilir?  
Kişinin bilinçsiz olarak ortaya koyduğu savunma mekanizmalarının yetersiz kaldığı durumlarda; kişi yaşanan stres olayına bağlı olarak ortaya çıkan psikofizyolojik yanıtların (ki bunlar daha öncede aktardığımız gibi kalp çarpıntısı, kas gerginliği, duygulanımda değişikliklerdir vb) farkına varır; eğer bu durumu kendi benliği için tehlikeli ve rahatsız edici buluyorsa bu yanıtlar birer bedensel belirtiye dönüşür. Elbette ki bu bedensel belirtilerin yanı sıra, daha önce bahsettiğimiz endişe, karamsarlık kızgınlık gibi duygusal ve unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü gibi zihinsel belirtilerde gözlenebilir. Bu durumda kişinin yapması gereken en önemli şeylerden biri psikiyatristlerden yada bu konudaki diğer uzmanlardan yardim istemesi olacaktır. BU uzmanların yol göstermesi ile edineceği bazı bilgiler stresle basa çıkmasını kolaylaştıracaktır.  
Soru: Peki bir psikiyatrisi olarak bunlara nasıl yardımcı olabiliriz?  
Öncelikle bu kişilerin akut dönemde yani stres faktörlerinin yeni ortaya çıktığı ya da belirtilerini yeni göstermeye başladıkları dönemde bir psikiyatrisi yardımına ihtiyaçları vardır. Onlara öncelikle ortaya çıkan çeşitli belirtilerini azaltarak yardımcı olabiliriz.  
Bu tür stres olayları sonrasında öncelikle ortaya çıkan uyku sorunlarına yönelik olarak uygun ilaçları vermek gerekir. Çünkü uyku bozuklukları birçok ruhsal bozukluğun ilk belirtisi olarak ortaya çıkar, bir nevi haberci gibidir. Bunun tedavisine yönelik olarak, kişilerin yasam düzenlerine özellikle uyku saatlerine dikkat etmeleri, uyku bozukluğuna ya da düzensizliğine neden olabilecek çay, kahve, kafeinli içecek ya da yiyeceklerden özellikle aksam saatlerinde uzak durmaları, yatağı sadece yatmak için kullanmaları gibi bazı pratik önerilerde bulunulabilir. Ayrıca özellikle stresten hemen sonraki ilk günlerde kişilerin içinde bulundukları kaygı ve huzursuzluğu azaltmak için düşük doz anksiyolitik ilaçlarda verilebilir.  
Ayrıca diyetlerine dikkat etmeleri, kolesterol, yağ ve seker miktarı düşük yiyecekler yemeleri, çok çeşitli yemekler yemeleri, içki içeceklerse makul düzeylerde kalmaları önerilebilir. Strese bağlı olarak depresif bozukluk geliştiren, yetersizlik duyguları olan insanlarda kandaki kolesterol düzeylerinde zaten bir artış olduğu düşünülürse, bu insanların kolesterolden zengin yemek yemelerinin içinde bulundukları riskli durumu daha da kötüleştirdiklerini mutlaka hatırlatmalıyız. Ayrıca bu kişilere bol vitaminli, taze sebze ve meyve ağırlıklı diyet önerilmelidir. 
Yine bu aşamada kişilere stresi azaltmalarına yardımcı olacak aşamalı gevşeme egzersizleri, nefes alma egzersizleri öğretilebilir; bu egzersizlerin gergin ve kaygılı insanların uykuya dalmalarında, kişiler arası ilişkilerini yoluna koymada yararlı olduğu belirtilmektedir. Bunun yani sıra önereceğimiz ve öğreteceğimiz uygun fiziksel egzersizin istirahat halindeki kalp hızını ve kan basıncını düşürerek kişilerin stres durumlarına daha az kardiyak uyarılmışlık tepkisi vermelerine yol açar ki bu daha az kaygı daha az huzursuzluk demektir. 
Bu öneriler bizim kişilere bir hekim olarak önerebileceğimiz baslıca davranış türleri ve yaklaşımlardır. Bunun yanısıra ailesel desteğin devamının hatta artarak devamının sağlanması, kişinin geleceğe optimistim bir bakış açısı ile bakması, uygun uğrası alanları ile ilgilenmesi stresle bas etmede önemli unsurlar olacaktır.  
Soru: Kişiler, bu önerilere ve tedavi yaklaşımlarına karsın stresin süreğenleşmesini engelleyemezlerse ne olabilir? Bu durumda ortaya çıkacak tablolara karsı ne yapabiliriz? 
Eğer bireyler, stres yaratan yasam olaylarına karsı uygun basa çıkma mekanizmalarını kullanmazlarsa, kullansalar bile bu stres faktörlerini nötr alize edemez, psikofizyolojik belirtilerinin kaybolmasını sağlayamazsa, genel adaptasyon sendromunun son evresinde görülen organ sisteminde bozukluklara ve hastalıklara yol açması olasıdır.  
Bu durumda kısa dönemde ortaya çıkan duygusal sorunlar yerlerini daha kronik ve uzun tedavi gerektiren psikiyatrik bozukluklara dönüşür. Stres kronik anksiyete (kaygı) bozukluklarına, depresyona, kişilik değişikliklerine, fobilere yol açar. Bu aşamada hastaya daha uzun süreli sürekli bir tedavi gereklidir. Hastaya uygun psikoterapotik yaklaşımlar ve psikofarmakolojik ilaçlar verilerek, tedavisi bir psikiyatrist tarafından üstlenilmelidir.  
Stresin uzun vadedeki etkileri sadece ruhsal bozukluklar yani psikiyatrik bozukluklar değildir. Kronik hipertansiyon, kalp hastalıkları, astım, kronik basarisi, mide ülseri gibi birçok psikosomatik bozukluğun gelişimine de kronik süreçte ön ayak olabilir. Bu hastalıklar psikolojik etkenlerle alevlenen ve süreğenleşen organik bozukluklardır. Bu hastalara olan yaklaşımda ise sadece psikiyatristler değil ayni zamanda hastalığın ilgili olduğu diğer bilim dalı ile işbirliği içinde ortak bir yaklaşım üstlenilmeli ve tedavinin sonunda dek sürdürülmelidir. 
Uzun süreçte tedavi görülmemesi kişinin üretkenliğinin azalmasına, yasamdan zevk alamamasına ve yakın ilişkilerden uzaklaşmasına yol açacaktır. Unutulmamalıdır ki bu hastalıkların etkileri hastalık süreğenleştikçe artacaktır. 
Kalp krizi geçiren bir insanin sadece kalbi ile ilgilenmek belki o kişide geçici bir düzelme sağlayacaktır. Ancak olası stres etkenlerinin araştırılmaması, kişiyi bu düzeye sürükleyen nedenlerin çözümsüz bırakılmasına ve her an demeklesin kılıcı gibi kişinin basında sallanmasına neden olacaktır. Bu o kişiyi ölüme terletmek ile birdir. Bu tür hastalarda uygulanacak psikiyatrik yaklaşımlar uygulanan diğer tedavilerin daha etkili olmasını da sağlayacaktır.  
Soru: Son sözleriniz nelerdir ? 
Stres yaşamımızın bir parçasıdır, onsuz bir yasam düşünemeyiz. Onunla bas etmeyi öğrenir, bas edemediğimiz durumlarda kimlerden destek alacağımızı bilir ve yardımlarını alırsak onu kontrol etmeyi başarır ve yaşamımızın daha sağlıklı, uzun ve mutlu geçmesini sağlayabiliriz.  
"Hayır" demeyi öğrenin.  
Bir dakikanız var mi? Diyenlere "Yeter mi? Diye sorun. 
"Mükemmel"e ulaşmanın mümkün olmadığını kabul edin. Ancak "gelişme ve ilerleme" için gayret gösterin. 
İstemediğimiz ve o an için sıkıntı veren bir isle karsılaştığınız zaman bunu ertelemeyin. Hemen üstüne gidin, yapın ve bitirin. Böylece hem gecikmenin getireceği, hem de o isi üzerinizde taşımanın getireceği stresten kurtulmuş olursunuz.  
Unutmayın ki, mutluluk yolunda en önemli adim, iradenizin dışındaki şeylere üzülmekten vazgeçmekte atılır.
 

PROF. DR. MEHMET ÜNAL, YRD.DOÇ. DR. ŞÜKRÜ UGUZ, YRD.DOÇ.DR. LUT TAMAM 
21 OCAK 2000, KANAL A

 

ETKİLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ

 

ETKİLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ

 

OKULDA ÖĞRENCİNİN BAŞARISINI

ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ETKİLEYEN ÇALIŞMA ALIŞKANLIKLARI

 

     * Planlı ve programlı çalışma

     * Zamanın iyi kullanılması ve planlanması

     * Çalışma ortamının düzenlenmesi

     * Not tutma

     * Etkili dinleme

     * Verimli okuma

     * Özet çıkarma

     * Güdülenme

     * Derse hazırlıklı gelme

     * Tekrar

 

      PLANLI VE PROGRAMLI ÇALIŞMA

     Planlı çalışarak her işe gerektiği kadar zaman ayırabilirsiniz. Günü gününe çalıştığınız için sınavlar öncesinde aşırı çalışmaya gerek kalmaz. Çalışma veriminiz artar, öğrendikleriniz daha kalıcı ve etkili olur.

           EĞER;

        * Amaçsızsanız,

        * Plan ve programsız çalışıyorsanız,

        * Evin değişik yerlerinde çalışıyorsanız,

        * Yatarak, uzanarak ders çalışıyorsanız,

        *TV karşısında ya da müzik dinleyerek çalışıyorsanız,

        * Ezberleyerek öğrenmeye çalıyorsanız,

        * Kaynaklardan yararlanmıyorsanız,

         YANLIŞ ÇALIŞIYORSUNUZ !

 

 

  İYİ BİR DİNLEYİCİ OLMAK İÇİN

* Öğretmenin anlattıklarından yola çıkarak daha sonra neler  

   söyleyebileceğini tahmin edin.

        * Öğretmen konuyu anlatırken ip uçları verebilir, bunlara dikkat

           edin.

        * Derse aktif katılın.

        * Anlaşılmayan noktaları mutlaka öğretmenize sorun.

        * Not tutarak dinlediklerinizi tekrar edin, böylelikle devamlı

           uyanık kalabilirsiniz.

 

  VERİMLİ OKUMA

        * Bölüm içinde neler olduğunu öğrenmek için ana başlıklar, resim

           ve şekilleri gözden geçirin.

        * Göz atma sırasında kendinize konuyla ilgili sorular sorun.

        * Kafanızda oluşan genel fikre ve çıkardığınız sorulara göre

           metni okumaya başlayın.

        * Metne ya da notlara bakmadan konuyu kısaca (4-5 dk.)

           tekrarlayın.

 

 ÖZET ÇIKARMA

      Öncelikle kitaplardaki, bölüm-ünite sonlarındaki özetleri okuyarak, metin ile özeti karşılaştırarak bu konudaki becerinizi geliştirin.

 

 GÜDÜLENME

         Çalışmaya başlayamıyorum”,                                                                

        “Kitaba bakarak öylece oturuyorum” diyorsanız ?

        * Bir amaç belirleyin.

        * Belli bir zaman süreci içinde çalışmayı alışkanlık haline getirin.

        * Yaşam büyük bir yarıştır; bu yarışta kazananlar da olur, kaybedenler de. “Siz hangi tarafta olmak istersiniz?” kazanmak için çaba gerekir. İşe çalışma düzeninizi değiştirerek başlayın.

 

 

TEKRAR :

Öğrenilen bilgilerin % 70’i 1 saat içinde,

% 80’i 24 saat içinde unutulmaktadır.

    

    UNUTMAYI AZALTAN EN ÖNEMLİ ETKİNLİK TEKRARDIR !

       

        * Sürekli ve belirli aralıklarla tekrar yapın.

        * Özellikle uykudan önce yapılan tekrarlar unutmayı engeller.    

           O gün çalıştığınız dersleri uyumadan önce tekrar edin.

        * Bilginin daha kalıcı olması için sabah kalktığınızda da tekrar

           yapabilirsiniz.

        * Haftanın belirli saatlerini, ayın belirli günlerini tekrar yapmak

           amacıyla belirleyin.

        * Tuttuğunuz notlarla tekrar yaparsanız zaman kazanırsınız.

        * Bir başkasına anlatarak tekrar yapmanın da büyük yararı

           vardır.

        * Tekrar yaparken aynı türden dersleri bir arada çalışmayın.

            Bu durum sıkıcı olacağı için dikkatinizi dağıtır.

        * Tekrarlar sonunda konuyu ne derece bildiğinizi ölçmenin

            yolu bol bol soru çözmektir.

 

ZAMANIN İYİ KULLANILMASI VE PLANLANMASI

        Çalışmaya başlamada en çok zaman ve enerji kaybımız; ne çalışacağımıza karar verme, gerekli malzemeyi bir araya getirme, ön hazırlık yapma ve sonuç olarak çalışmaya oturma sürecinde meydana gelir.

           Zamanı planlarken;

        * Hangi dersin hangi saatte çalışılacağı planlanmalıdır.

        * Çalışma sırasında her derse belirli bir süre ayrılmalıdır.

        * En verimli çalışma aralıklı çalışmadır. 40 dakika çalışıp 10 dakika dinlenilmelidir.

        * Birbirine benzeyen dersler üst üste çalışılmamalıdır.

 

 

 

ÇALIŞMA ORTAMININ DÜZENLENMESİ

Zamanı düzenlemek kadar, öğrencinin çalışma ortamını düzenlenmesi de çalışma verimini önemli ölçüde etkiler.

* Çalışma odası iyi havalandırılmış olmalı ve uygun bir ısıya sahip olmalıdır.

* Çalışma masasının etrafında öğrencinin dikkatini dağıtacak resimler, posterler olmamalıdır.

* Çalışma odası sakin ve gürültüsüz olmalıdır.

* Sadece masada ders çalışılmalıdır.

* Öğrencinin çalışması için bağımsız bir odası yoksa evin bir köşesi çalışma için ayrılmalıdır.

* Masanın üzerinde sadece çalışmanın malzemeleri bulunmalıdır.

 

NOT TUTMA

Okunan bilginin % 20’si,

Okuduktan sonra dinlenen bilginin % 40’ı,

okunup dinlendikten sonra yazılan bilginin % 60’ı akılda kalır.

        * Bilgiyi saklamanın ve ilerde anımsamanın en etkili yolu not  

           almak, daha sonra bu bilgileri tekrarlamaktır.

        * En etkili öğrenme öğrenci derse katıldığı zaman gerçekleşir.

           Not alarak derse katılan öğrencinin dikkati dağılmaz.

        * Not tutan öğrenci, notlarını not tuttuğu günün akşamı veya bir

           sonraki dersten önce yeniden gözden geçirirse, konuyu  

           tekrarlamış olur.

( Not tutmada en önemli ilke, anlatılanları bire bir yazmak değil, önemli kısımları, ana düşünceleri dinleyenin kendi cümleleriyle yazmasıdır. Alınan notlar eve gelince temize çekilirse hafızaya daha iyi yerleşir.)

 

ETKİLİ DİNLEME

        Derste dinleme yolu ile öğrenme, öğrencinin kendi başına öğrenmesinden hem daha etkili hem de daha kısa sürede gerçekleşir.

 

Çikolata yemek matematik problemi çözebilme kabiliyetini arttırı

Geçen gün internette bir yazıda okumuştum...
Haberde Çikolata yemek beyin matematik kapasitesi gelişiyormuş...
Yalnız çikolata yedikten sonrada problemler çözülmüyorsa dozu fazla arttırmadan başka çözümlere yönelmek şart.







 

<- :: Sonraki Sayfa ->

Güncel | kurumsalseo.com R10 lida fx15 pohudey zayıflama |
Sayac Kodu